İstanbul Arkeoloji Müzeleri
(No Ratings Yet)
Loading...

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Geniş bir coğrafya’da hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu Balkanlar’dan Afrika’ya,Anadolu’dan İran’a kadar uzanan muazzam bir alandan bir birinden farklı onlarca uygarlıktan toplanmış bir milyondan fazla eser İstanbul Arkeoloji Müzesinde.Dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan ve üç bölümden oluşan İstanbul Arkeoloji Müzelerine 1992 yılında Avrupa Konseyi tarafından “Yılın Müzesi” Ünvanı layık görüldü.Fatih Sultan Mehmet’in padişahlığı döneminden kalan bir kaç yapıdan biri olan Çinili Köşk ayrı bir önem taşıyor.İstanbul Arkeoloji Müzeleri zamanında Topkapı Sarayının bir parçası olan alanda kuruldu.üç binadan en büyük olanı 1881 yılında Müzenin kurulması sorumluluğunu üstlenen Osman Hamdi Bey’in inşa ettirdiği Arkeoloji Müzesi olarak adlandırılan vebaklı bina girişte sol tarafta kalan binada o zamanlar Osmanlı İmparatorluğu sınırındaki ülkelerde bulunan objelerin sergilendiği eski şark eserleri Müzesi yer alıyor.Üçüncü bina Çinili köşk 1472 yılında Fatih Sultan Mehmet için onun görkemine yakışır bir şekilde inşa edilmiş muhteşem seramik koleksiyonu ve iç dekorasyonu için bile ziyaret edilmeye değer.
Osman Hamdi Bey’in düşüncesindeki müzecilik fikri 1846 yılından beri önce Aya İrini’de sonra Çinili köşk’te görünen müzecilik anlayışından farklı bunu çok iyi anlayan Levanten Mimar Alexandre Vallaury ana binayı yapmakla görevlendirildiği zaman içeride sergilenen “Ağlıyan kadınlar Lahdi” eserini kendisine model olarak almış 1891’de hizmete giren binanın üzerinde Osmanlıca “Asar-ı atika müzesi” (Eski Eserler Müzesi) yazıyor.Yazının üstündeki tuğlada dönemin padişahı 2. Abdülhamit’te ait 1887 yılında Osman Hamdi Bey tarafından çıkartılan Lahidler bile ziyaretçileri etkilemeye yeter.Bunların bazıları Yunanlılar için yapılmış olmalarına rağmen Mısır Mumyalarının konuldukları Sarkofajları (Sarkofaj kelime anlamıyla et yiyen demek) nede olsa cesedi koyduktan bir kaç yıl sonra geriye sadece kemikler kalmış andırıyor.Lahidlerin arasında Helenistik mezar sanatlarını yansıtanlar en ilgi çekenleri içlerinde İskender Lahdi olarak adlandırılan muhteşem eserin aslında daha az tanınan ve M.Ö.lV.yüzyılda Büyük İskender’in oraya vardığında Sidon tahtına getirilen kral Abdalonymos için yapıldığı düşünülüyor Lahid’in dört yanındaki kabartmalarda M.Ö.333 yılındaki İssus savaşı(Mersin dörtyol’da) anlatılıyor. Eserlerde çıplak yada yarı çıplak betimlenen Makedonyalıların daha donanımlı olmalarına rağmen askeri açıdan başarısız olan Perslerle yaptığı savaş resm edilmiş. Bu kabarmalar iki bin yıldan daha fazla zaman önce yapıldığında cıvıl cıvıl renklerdeymiş.Ondan biraz daha eski olan ağlayan kadınlar Lahdi Sidon kralı Straton için yapılmış ve Lahitin dört bir yanı yaşlı kadınların betimlemeleriyle süslenmiş.Tarihi M.Ö.V.Yüzyıla dayanan Satrap Lahdi,adı bilinmeyen ama panter avlamaya meraklı olan Satrap (Pers Valisi) için yapılmış.Sahibinin adı bilinmemekle beraber Rodin’i anımsatan kabartmaların tasfirlerine bakılırsa coşkolu av sahnelerinden hoşlanan biri için yapılmış eser.Adını Likya Lahitlerini hatırlatmasından dolayı almış.Kapağın üstündeki Griffin olarak adlandırılan mitolojik yaratıkla muhteşem duruyor.Devam ederseniz ilerideki salonlarda da değişik mezar çeşitleri var ama bu Lahitler en ilginç olanları.
Girişte sağ tarafta yer alan Efes,Afrodisias,Milet,Trallez gibi Anadoludan Arkeolojik alanlardan getirilmiş Greko-Romen heykelleri yer alıyor aralarında en dikkat çekici olanı,sakallı ve boynuzlu,elinde başının yerinde bir boşluk olan aslanı bacaklarından tutan,ürgütücü ve devasa Tanrı bes heykeli.Bazıları heykelin çeşme amaçlı yapıldığına inanıyor.Müzedeki Marsyas heykelide çok güzel bir şekilde betimlenmiş.Mitolojik bir hikayede kral Midas,Marsyas’ın flütü Apollo’nun çaldığı lire göre daha iyi çaldığını söyleyince Apollo hışımla Marsyas’ın derisini yüzmüş.Diğer önemli heykeller arasında her ikiside bergama’da bulunan büyük İskender ve Hermafrodit heykellerini sayabiliriz.
Birinci katta Adana’da bulunan ikinci yüzyıla ait harika bir bronz Hadrian heykeli devamında ise Schliemann’ın Troya’dan çıkardığı büyüleyici bulgular,Gordion’da bulunan Frig eserleri ve yazılı kayada ele geçen hititler’den kalma taş işçiliği örnekleri var.Üçüncü katta ise Osmanlı dönemindeki Ortadoğu’dan ve Kıbrıs’tan çıkarılan eserler bulunuyor.Halmira’dan (Suriye) güratif mezar taşları ve baalbek’den (Lübnan)boğa kafası oymalarının da yer aldığı geniş bir koleksiyon burada sergileniyor.
Zemin kattın arka tarafında küçük bir çocuk müzesi var.İçinde Troya atının modelide var.Sultanahmet’teki Four Seasons otel’in temelinden ve marmara projesi kapsamında yapılan kazılarda Üsküdar ile Yenikapı’dan çıkarılan bulguların olduğu kısımda bu bölümde bulunuyor.Yenikapı’daki Theodosios limanından çıkartılan eserleride müzede görebilirsiniz.Trakya,Bizans ve Bitinya’nın etrafındaki yerleşim alanlarında ele geçirilen ve aralarında Bakırköyde bulunan Lahitler ile yeşilköyde gün ışığına çıkan yeraltı mezarlığının da olduğu bulgular sergileniyor.Burası Bizans Kiliselerinden getirilen objeleride bulabileceğiniz bir yer,bunların arasında Karagümrükteki Aziz Mercurius kilisesinden (şimdiki odalar camii) alınan,ortaçağın son dönemlerinde yapılmış Freskler’de bulunuyor.1987 yılında bulunan ve M.Ö.V.ve lV. yüzyılların antik Kalkedon’una ait (şimdinin Kadıköy’ü) nadir bulgular olan Lahitler bu bölümde ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.
Bir zamanlar ortadoğu’nun Osmanlı İmparatorluğu toprakları olduğu düşünülürse burada sergilenen kolleksyonu görmek pek şaşırtıcı gelmez.Özellikle Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan Mezepotamya’dan toplanan muhteşem eserler dikkat çekici.Belkide sergideki en önemli parça orjinal gümüş olan Kadeş Antlaşması’nın Akad dilinde bir kil kopyası. M.Ö.1269’daki antlaşma savaşan Hititler ve Mısırlılar arasındaki barışı sağlamış ve aynı zamanda günümüz modern anlaşmalarından aşina olduğumuz esirlere nasıl davranılacağı gibi konuları binlerce yıl önce açıklığa kavuşturmuş.Şuanda ırak topraklarında olan bir zamanların Babil’indeki İştar Kapısı’nı süsleyen sırlanmış seramik kabartmalar ziyaretçilere çok ilginç geliyor. Türkiye’nin en önemli Hitit yerleşim alanlarından olan Aslantaş’ta ve Gaziantep yakınındaki Samal’da bulunan eserleri görmeden ayrılmayın.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri · Etkinlik Yorumları

Benzer Etkinlikler

BEYOĞLU’NDA KLASİK SANATLAR SERGİSİ afiş

BEYOĞLU’NDA KLASİK SANATLAR SERGİSİ

BEYOĞLU’NDA KLASİK SANATLAR SERGİSİ İstanbul’un hatta tüm Türkiye’nin kültür-sanat merkezi Beyoğlu’nda ki Beyoğlu Belediyesi Başkanlık Binası Sergi Salonu, geleneksel Ramazan etkinlikleri kapsamında, İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi’nin çok önemli sergisine ev sahipliği yapacak! Türk kültür ve sanatlarımıza önemli katkı sağlayacak olan sergi, Ramazan etkinliklerinde zengin içeriğiyle, şimdiye kadar ki sergiler içinde muhteva ve sanatkar sayısı bakımından […]

Abidin Dino Son İzler afiş

Abidin Dino Son İzler

Abidin Dino Son İzler 23 Mayıs – 17 Haziran 2017 tarihlerinde sanatseverlerin ziyaretine açık. Tarih:23 Mayıs – 17 Haziran 2017 Yer:Vişnezade Mah.Bakkal Bilal Sok.No:2 Beşiktaş – İSTANBUL

Kadıköy’de Damlalar Sergi afiş

Kadıköy’de Damlalar Sergi

Özel gereksinimli öğrencilerin resim seramik ve el sanatları sergisine davetlisiniz. Tarih:02-11 Mayıs 2017 Yer: Kadıköy Gençlik Sanat Merkezi Sergi Salonu

Mahmut Boztaş Doğadan Sanata Seyyah afiş

Mahmut Boztaş Doğadan Sanata Seyyah

Mahmut Boztaş “Doğadan Sanata Seyyah” Fotoğraf Sergisi 24-29 Nisan 2017 Tarihleri Arasında Galeri Maltepe’de!

SARIYER’DE “GÖÇ” SERGİSİ afiş

SARIYER’DE “GÖÇ” SERGİSİ

Sarıyer Belediyesi, Fatih Öztürk’ün, “Göç” sergisine ev sahipliği yapacak. İlk kişisel sergisini gerçekleştirecek olan Fatih Öztürk, hem tuval üzerine yağlı boyalarını, hem de dijital çalışmalarını çıkardığı etkinlik, izleyiciyi farklı bir sergi düzeniyle buluşturacak. Küratörlüğünü Bulut Nasşen ve Mehmet Ali Kum’ un yaptığı serginin teması ve içeriği şöyle: Göç, bir gidiş olmakla birlikte, “Nereye, neden ve […]